
Impostor Sendromu ve Denge
🧫 Impostor Sendromu : Dengemizi Bozan Sabotajcı

Impostor Sendromu : Dengemizi Bozan Sabotajcı
Bültenimize Hoş geldiniz 📰
Burada insanların %82’ sini, kadınların ise %70’ ini etkileyen Impostor (Sahtekarlık) sendromu hakkında konuşacağız.
Sahtekarlık kulağa sevimsiz geliyor biliyorum. Kendinize bu etiketi yakıştıramadığınızı da…
Emin olun bu duyguları ve sebeplerini konuştukça bu şekilde hissetmeyi bırakacaksınız. Çünkü göreceksiniz ki bu duyguların kaynağı siz değilsiniz.
Erken çocukluk mesajları, kültür, çalışma ortamları vs. hepsinin ilmek ilmek işlediği bir sendromdan bahsediyoruz.
Tek tek ele alacağız hepsini ve daha fazlasını;
🚩Bu sendromun temelinde yatan ve bizi aşağı çeken inançlarımız neler?
🚩Kendimizi yeterli hissetmek için yaptıklarımız bize nelere mal oluyor?
🚩Bu zorlayıcı duygularla baş etmek için geliştirdiğimiz yöntemler neler?
🚩Koçlukla; bu gerçek dışı düşünceleri dönüştürüp, var olan tüm potansiyelimizi kullanmanın yollarını nasıl buluyoruz?
Impostor Sendromu hakkında eğitimli bir koç olarak; bu konuda bildiklerimi, deneyimlediklerimi sizlerle paylaşmaktan büyük keyif alacağım.
Bültene kayıt olup bu yolculukta bana eşlik ederseniz, faydamızın çoğalıp taşacağına inancım sonsuz.
Sendromsuz günlere birlikte erişmek dileğiyle, başlayalım o zaman…
🧫 Yoksa Ben Bir Sahtekar mıyım?

Yoksa Ben Bir Sahtekar mıyım?
Dünya Impostor Sendromuyla (Impostor Fenomeni de deniyor) ilk defa 1970’lerde tanışıyor.
İkisi de Klinik Psikolog Doktor olan Pauline Clance ve Suzanne Imes’ in yaptıkları çalışma oldukça ses getiriyor.
Pauline ve Suzanne, kadınlar ve öğrencilerden oluşan bir grupla yaptıkları görüşmelerde duyduklarını, gözlemlediklerini sentezliyor ve fark ettikleri olguya bir isim veriyor.
Böylece; aslında çok yetkin ve başarılı olan kadınların, kendilerini SAHTEKAR gibi hissetmeleri hali literatürde kendine Impostor Fenomeni olarak yer buluyor.
O günden sonra üzerine bir çok araştırma yapılan, adı Impostor – Imposter, Fenomen – Sendrom, arasında gidip gelen, başarı ve bence mutluluk katili de olan duygular, inançlar günümüzde daha da konuşulur oluyor.
Öyle ki o zaman için sadece kadınları etkilediğine inanılan sendromun bugün erkekleri etkileme hali de oldukça gündemde.

Am I?
Peki bu Sendromu tanımanın yolları neler?
Impostor Sendromu Enstitüsü’nün kurucu ortağı Dr. Valerie Young’ a göre, sahtekarlık sendromu üç ana şekilde kendini gösteriyor…
Kişi;
- Geçmiş başarılarına, –açıkça görünen kanıtlar olmasına– rağmen kendisinin başkalarının sandığından DAHA AZ Zeki, Yetenekli, Yetkin, Kapasiteli vs. olduğuna inanıyor.
- Başarılarını küçümsüyor. Başarılarını sahiplenmeyerek, hepsinin dış etkenlere bağlı olduğuna inanıyor. Mesela; Şansa, Doğru zamana, Kolaylığa, Tanıdıklarına, Yardıma…
- Tüm bu inançları yüzünden bulunmaktan, gizlediği yetersizliklerin fark edilmesinden korkuyor.
Biliyorum, tüm bunları fark edip su yüzüne çıkarmak, adını koymak zor ama bu yolda ilk basamak da tam olarak bu.
Zorluğu nereden biliyorsunuz derseniz de; KENDİMDEN.
Size sendromsuz günler dilerken, dileğime kendimi de kattığımı bilin isterim.
🧫 Yeterince iyi değilsin!

Yeterince iyi değilsin!
Başarı, yetkinlik, özgüven ve impostor arasındaki yakın ilişkiyi fark ettiniz mi?
Bir önceki yazımda bahsettiğim gibi;
Impostor sendromunda kişinin kendini sahtekar gibi hissetmesine sebep olan iki şey özetle ; kendine olan inanç eksikliği ve başarılarını küçümseyerek içselleştirememe eğilimidir.
Kendini bu şekilde hissetmesi için hayat ağlarını örmüştür ve biliyoruz ki insanlar için bu konuda kaynak sıkıntısı yoktur.
Düşünsenize hangimiz hayatımızda en az bir kez aşağıdaki mesajı almadık:
“Yeterince iyi değilsin!”
Bu mesaj, ailemizden, öğretmenlerimizden, arkadaşlarımızdan, patronlarımızdan, hatta eşlerimiz ve çocuklarımızdan bile gelmiş olabilir. Kimi zaman sözlü, kimi zaman ise sözsüz, bilinçli veya bilinçsiz şekilde bize iletildi.
Bazılarımız bu mesajı görmezden gelmeyi başarırken, bazılarımız ise bu mesajı kimliğine yapıştırdı.
Başarı tanımlarımız da böyle şekillendi işte. Bizden beklenenlere göre, bizim onları yerine getirebilme kapasitemize göre kendimizi başarılı ya da “başarısız (yeterli ya da yetersiz) bulduk.
Belki de böylece, Impostor sendromuna giden yola ilk adımımızı atmış olduk.

Impostor duyguları ile mücadele etmenin yolu önce bu duyguların kaynağını keşfetmekten geçiyor.
Bu duygulara sebep olabilecek ise birden çok kaynak var. Dr. Valerie Young ile eğitimde üzerinden geçtiğimiz bazılarına birlikte bakalım:
- Erken çocukluk mesajları ve beklentileri.
Örneğin; Ailenin iyi not beklentisi, meslek seçiminde baskıları, çıtanın hep en yüksek seviyede tutulması
- Kadınların kendilerini erkeklere kıyasla daha özgüvensiz hissetmeleri.
Yapılan bir araştırmaya göre kadınlar ancak 40’lı yaşlarında erkeklerle aynı özgüven seviyesine geliyorlar ve ancak 60’larında kendilerini erkeklere kıyasla daha özgüvenli hissediyorlar. Bunun kariyerdeki etkilerini düşünsenize…
- Kültür ve dil farklılığı olan bir yerde yaşamak, çalışmak.
- Ailede ilk okuyan, meslek sahibi olan kişi olmak.
- Bir yerde azınlık olmak.
Örneğin; işyerindeki tek yabancı, engelli vs olmak
- Bir rolde ilk temsilci olmak.
İşyerindeki ilk kadın yönetici olmak gibi.
- Sosyal önyargıların kurbanı olmak
Mesela erkekler matematikte kızlardan iyidir önyargısı…

Bunların dışında Dr. Valerie Young’ ın uzun yıllar boyunca edindiği tecrübelere göre paylaştıkları; yaptığımız işin, çalıştığımız sektörün de Impostor duyguları üzerinde etkisinin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.
Örneğin eğer siz;
- Sürekli bilginizin sınandığı bir öğrenciyseniz.
- Artık her şeyi bildiği düşünülen doktora yapmış bir akademisyenseniz.
- Resim, müzik gibi performansı sürekli sorgulanan yaratıcı bir mesleğiniz varsa.
- Hızla değişen, bilginin sürekli güncellendiği teknoloji, ilaç gibi bir sektörde çalışıp, bu hızla yarışıyorsanız.
- Kendi işinizi yapıyor ya da uzaktan çalışıp performansınızı kendiniz değerlendiriyorsanız.
- Rekabetin çok güçlü olduğu hukuk, danışmanlık gibi bir alandaysanız.
- Bilgi ve yetkinliklerinizin zorlayıcı bir şekilde sorgulandığı staj, uzmanlık çalışmaları olan TIP eğitimi gibi bir eğitim sürecindeyseniz.
Impostor duyguları ile boğuşmanız çok muhtemel.
Bizim etkimiz dışında gelişen ne çok şey var.
O yüzden; kendimizi yeterli bulmak, başarılarımızı içselleştirmek için öncelikle bize ait, sağlıklı bir BAŞARI TANIMI’ na ihtiyacımız var.
Yazdıklarım sizde kendinize dair soruların cevaplarını arama isteği uyandırdıysa ve cevaplarınızı benimle birlikte keşfetmek isterseniz bana LinkedIn’ den ya da didem@coacademia.com adresinden ulaşabilirsiniz.
🧫 İtiraf zamanı...

İtiraf zamanı…
Porto-Frankfurt-Antalya hattında gittim geldim bu yaz. Şükür yakalanmadım.
Pasaport kontrolde nereye gidiyorsunuz sorusuna kekeledim, bagaj kontrolde el bagajının içinde ne var dediklerinde içindekileri tümden unuttum. Far görmüş tavşan gibi baktım.
Aslında ne bir kaçaktım, ne de çantamda izinsiz bir eşya taşıyordum.
Annie Anson’ ın “Are you really a fake?” kitabında, Impostor mustariplerinin deneyimlediği yakalanma korkusunu anlatmak için verdiği örneği bizzat deneyimlemiştim.
Impostor sendromu için kesinlikle şahane bir tanımlama.
Korkmak için mantıklı hiçbir sebep yok ama yüreğiniz ağzınızda. Sanki Hop diyecek sizi durduracaklar ve siz mecbur başlayacaksınız kendinizi, suçsuzluğunuzu ispat etmeye.
Impostor da tam olarak bunu yapıyor işte insana. Sanki hep bir eksiğiniz, yanlışınız varmış gibi hissedip sizi bulmalarından, fark edip sorgulamalarından korkuyorsunuz.
Bu durumu yaşamanızda deneyim eksikliğinin de bir etkisi yok üstelik.
Örnekten devamla; yani isterseniz her hafta uçuş yapın yine o yürek ağıza geliyor. Çünkü temelde, kendine güven azlığı, yeterli olmamanın çarpık inancı sinsice yatmış bekliyor.
Evrim Kuran ‘ın “Başarılı bir kadın olduğum için özür dilerim” kitabında odadaki fil diye harika bir başlıkla, koca bir bölüm ayırdığı tetikleyiciler yığınla var hayatımızda ve herkesin etkilenme oranı başka.
Bölümde bahsedilen tetikleyicilerin en ortak noktası ise “Kadınlar”.
Çünkü Impostor kadınları çok seviyor ve toplumun kadın sevmezliğinden beslenip büyüyor.
Kadın olmak zor. Türkiye’ de kadın olmak daha da bir zor ama bu başka bir yazının konusu olacak kadar uzun. O yüzden şimdilik buraya park ediyorum bunu.

Koçlukta size öğretilen ilk şeylerden biri önce kendiniz üzerine çalışmanız gerektiğidir. Ben de Impostor eğitimi aldıktan sonra ilk iş kendimi yokladım.
Ben ne durumdayım diye baktım. Duygularıma, düşüncelerime, davranışlarıma tek tek…
Şimdiki zamanda başladım. Geçmişe de göz attım üstelik.
Bugünkü Didem ile geçmişteki Didem’e aynı anda bakmak Impostor’ u daha net yakalamamı sağladı.
Örneğin iş hayatımdan şöyle bir kare pat diye düştü önüme…
Renault’ da Proses mühendisi olarak işe başlamışım. Ekip toplantısı yapılıyor. Şefimiz üst yönetimden gelen bilgileri veriyor, sonra gündemdeki işler ile ilgili konuşuluyor.
Şefim Türk, ekip Türk, ee ben de Türk’üm ama dediklerinden hiçbir şey anlamıyorum.
Bütün terimler Fransızca ve hatta kısaltma halindeler.
Toplantı salonu da o an salonda oturduğum pencere kenarı da dün gibi aklımda. Çünkü çok korkmuş, gerilmiş, ne yapacağımı bilememiştim. Ben ki daha önceki iş yerimde gayet yetkin olduğum bir pozisyonu bırakıp gelmiştim ve o an kendimi baya baya salak hissediyordum.
Hiç ama hiç hoş bir duygu değildi.
Kendimi yetersizliğim için dövdüğüm yetmezmiş gibi asıl korkum neydi biliyor musunuz?
Diğerleri benim bu iş için yetersiz olduğumu anlarlarsa ne olacaktı? İşte Impostor bana göz kırpmıştı. Feci şekilde tetiklenmişti.
Bu duygularla mücadelem çok uzun yıllar sürdü. Fransızcayı ya da iş terimlerini öğrenmemle hafifledi belki ama Otomotiv sektöründe çalışan bir kadın mühendis olmak en baş tetikleyicim olarak yapıştı üzerime.
İlgi duymadığım bir alandaydım. Kafamıza, arabalar, teknik işler hep erkeklerin alanı olarak kazınmış bir toplumda kendimi asla oraya ait ve yeterince yetkin hissedemedim.

Mücadele için çok çalışmayı seçtim, bir de geride durmayı. Öğrendiğimden, bildiğimden, kendimden hep şüphe ettim.
Boşuna etmişim. Oysa her şeyi kendi çabasıyla hak etmiş, işinde başarılı bir kadındım.
Geri durmak, el kaldırmamak, talepkâr olmamak, beni kariyer basamaklarında aşağı çekti hep. Daha da kötüsü dengemi bozdu.
“Mutluluk hazır bir şey değildir. Kendi eylemlerinizden gelir” Dalai Lama.
Oysa denge çok mühim. Mutluluğun asıl kaynağı diye düşünüyorum ben.
O yüzden koçlukta danışanımın gündeminden bağımsız hayatının her alanına bakmasına özen gösteriyorum.
Impostor da en büyük denge dağıtıcılardan biri.
Sürekli kendinize yeterli görünmek için çabalıyorsunuz. O yüksek başarı tanımınızın içini dolduramadıkça da sarmal bir döngüde kendinizle cebelleşiyorsunuz. Kafesteki hamster misali…
Sonuç; deli gibi yoruluyorsunuz.
Peki hayatınızı böyle geçirmeye değer mi?
ASLA!
Neler olduğunu fark ettiğinizde buna DUR! demeniz mümkün.
Yazdıklarım sizde kendinize dair soruların cevaplarını arama isteği uyandırdıysa ve cevaplarınızı benimle birlikte keşfetmek isterseniz bana LinkedIn’ den ya da didem@coacademia.com adresinden ulaşabilirsiniz.
🧫 Sizin Impostor tipiniz hangisi?

Sizin Impostor tipiniz hangisi?
Uzun bir ara oldu farkındayım.
Eylül ayı tüm ailenin ajandasının allak bullak olduğu bir aydı. Ekim itibariyle ancak, haftalık okul-kurs-iş vs planlarımız yerlerine oturdu. Bu dönem neredeyse her akşam bir extra aktivitemiz var ama olsun hepsi güzel amaçlar uğruna harcanacak saatler. Ruhumuza, bedenimize iyi gelecekler için koşturuyoruz.
Böyle yazarken kendimi az sonra anlatacağım “Superhuman” gibi hissettim açıkçası. Ama yok, değil, ben Impostor’ un başka bir tipiyim.
Şimdi bu yazıda sizin de hangi Impostor tipi olduğunuzu bulmanızı istiyorum.
Hazırsanız başlayalım.

Biliyorsunuz, Impostor sendromundan musdarip kişilerin yetkinliklerine dair çarpık algıları vardır. Michaela Muthig kitabı “Neden Kendimi Yetersiz Hissediyorum” da bunu harika bir ayna metaforu üzerinden anlatır.
Impostor olanlar ellerindeki çarpık aynada kendilerini sürekli başkalarının gördüğünden, yani olduklarından farklı görürler. Gördükleri de onlara hiçbir zaman yeterli görünmez.
Hayallerindeki o gerçekdışı görüntüyü yakalayabilmek için ise belirledikleri standartlar, koşullar oldukça erişilmezdir. Dolayısıyla kısır bir döngüde sıkışıp kalırlar.
Pamuk prenses masalındaki üvey annenin aynasını hatırlayın. Üvey anne aynaya “En güzel sensin!” dedirtmeye çalışır, hatta uğruna prensesi öldürür.
Impostor olanların derdi ise güzellik değil, yetkinliktir ama Impostor hikayesindeki ayna da aynıdır maalesef. Asla istediğinizi söylemez size.
“En yetkin sensin, yeterlisin!” demez.
Elinde bu çarpık ayna ile dolaşan Impostorlar ise aynı değildir.
Yetkin, yeterli olmaya bakış açılarına göre 5 tip Impostor vardır.
Araştırmacı ve Impostor Enstitüsü kurucu ortağı Dr. Valerie Young birçok meslekten yüzbinlerce kişi ile yaptığı araştırmalar sonucu Impostor’ un 5 tipini şöyle belirlemiştir.

Sizin için bu 5 tipin kimlik kartlarını şöyle çıkarttım;
1. Mükemmeliyetçi (Perfectionist)
Odağı; Bir işin “nasıl” yapıldığıdır.
İnancı; Sadece işini kusursuz yapanlar yetkindir, işinin ehlidir.
Kabul edemediği; %1 hata.
Aynada görmek istediği; İşini kusursuz yapan biri.
Utanç duyma ve başarısız hissetme nedeni; Yaptığı işte hata bulması.
Muhtemel denge bozucusu;Mükemmeli yakalamak için harcadığı zaman.
Herkesten çok çalışır. Başarılarını da çok çalışarak elde ettiği için değersiz görür.
2. Uzman (Expert)
Odağı; “Neyi” “Ne kadar” bildiğidir.
İnancı; Sadece bir konu hakkında bilinmesi gereken her şeyi bilenler yetkindir, işinin ehlidir.
Kabul edemediği; Küçük bir bilgi eksikliği.
Aynada görmek istediği; Bir konu hakkında uzmanlaşmış, her şeyi bilen biri.
Utanç duyma ve başarısız hissetme nedeni; Herhangi bir konuda ufacık bir bilgi eksiğinin olduğunu düşünmesi.
Muhtemel denge bozucusu;Eksiksiz bir bilgi seviyesine ulaşabilmek için harcadığı zaman ve kendini sürekli geri çekmesi yüzünden kaçırdığı fırsatlar.
Bilgili olmasına rağmen daha fazlasına ulaşmak için harekete geçmeden bekler.
3. Yalnızlar (Soloist)
Odağı; İşi “kimin” yaptığıdır.
İnancı; Sadece bir şeyi tamamen tek başına yapabilenler yetkindir, işinin ehlidir.
Kabul edemediği; Küçük bir yardım.
Aynada görmek istediği; Bir şeyi tek başına yapabilen, yardım istemeyen biri.
Utanç duyma ve başarısız hissetme nedeni; Herhangi bir işte yardım istemesi.
Muhtemel denge bozucusu; Yardım isteyemediği için zamanını ve enerjisini yönetememesi.
Yardım almadığı için kendini tüketir.
4. Doğal dahi (Natural Genius)
Odağı; İşin “nasıl” ve “ne zaman” yapıldığıdır
İnancı; Sadece hiç zahmete girmeden kolaylıkla ve hızla işlerini yapabilenler yetkindir, işinin ehlidir.
Kabul edemediği; Çaba ve zaman harcamak.
Aynada görmek istediği; Bir şeyi anında, çabasız bir şekilde yapabilen biri.
Utanç duyma ve başarısız hissetme nedeni; Herhangi bir işte çaba, zaman harcamak.
Muhtemel denge bozucusu; En başında istediği seviye ve hızda yetkin olduğunu göremediğinde çaba harcamayı bırakması.
Emek ve zaman harcamayıp yarım bıraktığı bir sürü iş olur, kendini geliştirmede zorluk yaşar.
5. Süper Kahraman (Superhuman)
Odağı; Kaç alanda “nasıl” olduğudur.
İnancı; Sadece hayatın her alanında çok iyi olanlar yetkindir, işinin ehlidir.
Kabul edemediği; Herhangi bir rolde başarısız olmak.
Aynada görmek istediği; Her alanda kusursuz biri.
Utanç duyma ve başarısız hissetme nedeni; hayatındaki tek bir alanda bile kendini başarısız bulması.
Muhtemel denge bozucusu; Hayatının en ufak bir alanında işler ters gittiğinde bunu kabul edememesi.
Kendine koyduğu insan üstü hedefleri gerçekleştiremeyeceği için hiçbir zaman tatmin olmaz, başarılarını yok sayar.
İşte ben!!! dediğiniz oldu mu aralarında?
Üzgünüm ama araştırmalara göre toplumun %82 si gibi büyük bir kesiminin deneyimlediği bu duyguları deneyimlememek pek mümkün değil.
Peki nasıl yaşanıyor bunlarla derseniz, hepimizin kendince mücadele yolları var ama bunların da bir bedeli var maalesef. Sonraki yazılarımda bunları da konuşacağız.
Yazdıklarım sizde kendinize dair soruların cevaplarını arama isteği uyandırdıysa ve cevaplarınızı benimle birlikte keşfetmek isterseniz bana LinkedIn’ den ya da didem@coacademia.com adresinden ulaşabilirsiniz.